Monday, January 21, 2008

Yeni Damien Rice ve Golden Globes Protestosu

Yarin (bugun) Oscar adaylari aciklanicak, gecen hafta da Golden Globes vardi- da vardi da noldu tabi. Bu writers strike esege su kacirdi artik yeter be. Ben Friends bittiginde hicirhicir aglamis, her sene Oscarlarda parali ballot falan yapan bi insanim kardesim hayir resmen existansiyel bi bosluga dustum cikamiormmmmmm oglum (berk can Turkcesi)
Enivey. Writers strike’a saydir saydir basketi baska postda atariz da esas o Golden Globes’un sufliligi neydi? Sen muzikal diye bi kategori acicaksin sonra da Once’i aday yapmicaksin? Ananemin deyisiyle kopek *icsin kafaniza demek istiyorm affiniza siginirim. Hadi Across the Universe’e vermedin Sweeney Todd ne ya? Kirk yil oncenin Broadway eskisi.. Johhny Depp’den de Tim Burton’dan da bunlarin bitmez tukenmez krepe sacli bro-mance’inden d ginalar gelmis vaziyette bana. Valla.
Gordugunuz uzre Altin Portakal alamamis Nurgul Yesilcay tadinda pek bi asabiyim.. Genelgecer hem bilgi verelim hem meramimizi anlatalim sularimdan asar tasar rafting hallerdeyim. Once o kadar guzeldi o kadar guzeldi ki cunku.
Gecen sene Sundance’de World Cinema Audience Award’i almisti zati, rivayet odur ki Speilberg de izleyince “Once diye kucuk bi film bana butun sene yeticek ilhami verdi” buyurmus. Agzina saglik cicim.
Kucucuk, aktorsuz, studyosuz, nerdeyse hic butcesiz bi Irlanda muzikali Once. Dublin sokaklarinda gitar calan, arta kalan vaktinde d babasinin dukkaninda elektrik supurgesi tamir eden kalbi hanidir kirik bi adam var. bigun sarki soylerken cicek satan Dogu Avrupali gocmen bi kiz geliyo yanina, sonra supurgesini de getirio tamir etsin die. Sonra muzik yapmaya basliolar -kiz da muzisyen aslinda sonra da asik oluyolar. Well, sort of..paket kagitli, kurdeleli bi ask oykusu diil cunku..
Basrolde gercek 2 muzisyen var, sarkilar gercekten onlarin sarkilari. Oglani Irlandali rock grubu The Frames’in solisti Glen Hansard, kizi da 19 yasinda Cek Markéta Irglová oynuyo. Yonetmen The Frames’in eski bascisiymis zaten, Marketa’yi da tutmus kolundan Glen getirmis. Biraz da asikmis kiza zaten. Babasi arkadasiymis oyle tanismislar, kiz 19 yasinda cunku adam 37. Simdi sevgililer. Hop.
Evet bi senaryo mevcut ama cok da organik bi anlatimi var hikayenin. Zaten sokaklarda, kendi evlerinde, arkadaslariyla falan cekmisler. Ben filmi izleyince mesela Damien Rice ilk albumunu cikarmadan once basindan bunlar gecmistir heralde gibi bi hisse kapildim oyle diyim nefisligi anlayin. Simdi yeni Damien’im Glen Hansard olmus vaziyetteyim zati. Haha Oray Egin hala daha Amie dinleyedursun
biz Glen’ci olduk yeni yiliniz kutlu olsun.
Once’in soundtrack’i Grammy’e aday. En guzel sarkisi da en guzel film sarkisina aday. Vidyoluyorum:



En iyi film muzigi Oscar’ina en azindan aday olmazsa bi daha Oscar gecesi yaparsam da adiyim. Son bes senedir kazandiim ballot paralarini da bizim metro istasyonundaki akerdeoncu amcaya bagislicam. Az buz diil 20 dolardan 5 sene desen, 100 papel eder valla. Ustune bi $159900 daha koysam bi Once da ben cekebilirim mesela. Hop.

EDIT: yay!!! falling slowly original song oscar'ina aday oldu!!! bu arada ballot hesabini da yanlis yapmisim + yazi basina zaten rekoru da bende --sinirden. kisi basi 20den her sene ortalama 100 x 5 ya da 6 bolu bilmemne ay enivey. hatamla sev beni. xoxo

Sunday, January 20, 2008

sevgili davos amca

Carsamba gunu Dunya Ekonomik Forumu Davos'da baslio. Hem de pek bi Turkiye temali. Kapanis galasinin ilk yarisinin evsahibi Turkiye olucakmis. Doğaniydi, Koçuydu, Doğuşuydu, Sabancısiydi hepicii gidiomus. Erdogan da gidicekmis. Yeni bi lokanta krizi yasamazsak haftaya cikcak haberlerin minvali simdiden belli oldu gibi: Turkiye devler liginde, Davos’un en unutulmaz gecesini Turkler yasatti, Sarkozy Sertab’a hayran kaldi, Klaus Schwab Davos Davos olali boyle eglence gormedi dedi blah blah blah…Isvicre’de servis sektorunde calisan Turkler’de bi panik dalgasi var midir die de suphelenmio diilim gerci. Bu hafta alinan yillik izinlerde bi artis var midir arastirsin sayin Birand.
Enivey…benim derdim bambaska. Tahmin edersiniz ole bi Davos hayranligimiz yok. Alpler kizi Heidi bi hayatimiz olsaydi pankartlari cakip yollara duser miydik sarisin besili anti-kuresellesmeci Isvicreli oglanlarin yanibasinda..hmm bilmiorm..Isvicre sabah kusagi programlarinin durumuna gore deisir tabi..
Davos ilgimi cezbedio bu sene cunku Youtube’da Davos Question diye bisi basladi. Simyaci'nin yazari Paulo Coelho’nun (tamam ya biliorz Iclal Aydin’in babasi oluyo kendileri napalim aaa) youtube vidyosunda sordugu soru su:
“sizce 2008’de dunyayi daha iyi bir yer haline getirmek icin ulkelerin, sirketlerin ya da bireylerin yapmasi gereken sey nedir?”
Bu soruya cevabinizi youtube’a post ediyosunuz,. Artik kameraya direk takirtakir konusur musunuz, belgesel mi cekersiniz, Petek Dincoz’un evlilik goruntulerini mi post edersiniz tamamen size kalmis, sinirlama yok..sonra kendi begendiginiz vidyolara oy veriosunuz ve en cok oyu alanlar davos’da politikacilara, kanaat liderlerine ve de bittabi aman eksik kalma sen Bono’ya gosterilio, onlar da kendi cevaplarini verio vs..vs…simdiden 300bin civarinda izlenmis vidyolar..
Diycek biseyiniz varsa ya da oy vermek istiosaniz buraya tikliosunuz:
http://www.youtube.com/davos
sonuclari gormek icin catlio web 2.0 delisi bunyem..Turkler’den response olucak mi onu da acayip merak ediyorum. Tabi butun olayin ilkokulda zorla yazdigimiz Sevgili Tonton amca baslikli Ozal mektuplarina donme tehlikesi de yok diil.
Bekliyip gorucez.
EDIT: turkiye'de youtube'un mahkeme karariyla kapali oldugunu hesaba katmadim tabi. ah kafam..ah kafamiz..yanda bi kutu var internetine sahip cik diye..oraya tiklamanizi tavsiye ediyorum...imzalayin hatta..sesimiz ciksin dokulmuo inciler..xoxo

Labels: , , ,

Friday, January 18, 2008

I heart NY & urban taxidermy

tam ny'un olayi belli oldu kardesim derken..yilbasi partisini bile polis basmis ve hevesimiz kursagimizda sisik bademcik gorevi gorurken..been there done that havalarimdan gecilmezken..gelen pek bi gorsel sanat projelerinin sufliliginden fenaliklar gecirirken..soyle bi email geldi gaipden "
"New York City Chinatown Garbage Tour: Did you know you could make art out of dead animals? I am going to show you how to collect dead animals from the garbage in Chinatown to make your own personal taxidermy. This is the first NYC Chinatown Garbage Taxidermy Tour. You will learn how to dig in the garbage for dead animals. You can make art out of these animals. I've found everything from sharks to frogs to plain old unidentifiable crap. Sometimes I find nothing interesting, but that is what makes it fun. You never know. RSVP is appreciated but not required. Southeast Corner of Canal Street and Lafayette Street, Manhattan 9p rain or shine"
mideniz alir mi ayri mevzu ama I heart NY dedim icimden..
spoiler alert: en hafif resmi koydum cocuklar baya agir seyler var ona gore bakin

Sunday, January 13, 2008

sevgili blog, buse naz'a gicik oluyorm

kucukken gunluk tutmak olimpik bi spor gibiydi benim icin
okumayi soktugum saniyede baslayip lise bire kadar falan usenmeden her gun yazdim da yazdim. eksik kalmamak icin yalandan pasli da yazdi bi sure.
gunlugun gizli bisi olmasi gerektigini anlamam epey vakit aldi yalniz. ilkokulda her aksam yatmadan once yazdiklarimi annemle babama okuyup aferin beklerdim. hele arkadaslari falan varsa dinleyici kalabaliksa daha da hosuma giderdi. yas kac olursa olsun insan egosundan kacamiyo iste napcaksin. annemler de o zamanlar gencecik ve kakarakikiri insanlar olduklari icin eglenceleri bozulmasin die sanirim bu rezalete bi dur demediler.
(aslinda simdi dusundum de blog olayini ben kesfetmisim de haberim yokmus. vay be.bakiniz ego ayni ego)
enivey..ortaokul hazirliga gelince o zamanki Turkce hocamiz Akin Emre benden gunluklerimi istedi. artik kompozisyonlari benim yazdigima mi inanmiyodu yoksa bende bi gelecek gordu de gunlugume cok edebi yazilar yazdigimi mi sandi bilmiyorum. ben de tuttum getirdim. icleri ahmet bana bakti, mehmet'in gozleri mavi, asli sacimi cekti gibi seylerle dolu halbuki. oyle Akin Emre'ye ilham vericek bi kucuk Sait Faik durumum yok yani. artik ogretmen bende nasi bi guven duygusu olusturduysa bi de privacy mehtumum gelismemis iste annemler saolsun, o sayfalarin basina da bi guzel asterix koyup "ogretmenim asterixli kisimlar ozel onlari okumayin olur mu ?" dedim adama. o da "olur" dedi. hahahahhahahaha. heralde ilk is ogretmenler odasina kosup bi cay soyleyip kahkahkihkih okumustur. belki obur hocalara falan da gostermistir. ben olsam oyle yapardim yani.
ben olan biteni arkadaslarima anlatip salakligimin vehametini teenage kizlarin ciglikcigliga tepkileriyle idrak edince gunluklerimi saklamaya basladim tabi. ama bu sefer de pasli'dan kacamiyodum. adi pasli kavga ettigimiz gunler yataga yatip isiklar sonunce gunlugumden okuyup ezberledigi cumleleri tekrar edip beni tehdit ediodu cunku.
yaaa iste sevgili blog booole booolee beni gunluk olayindan yildirdilar........

enivey..bunlari hatirladim cunku radikal kitap'da ilkokul ogrencisi cift yumurta ikizleri buse naz'la berk can'in gunluklerini yayinlamaya baslamislar. bana da annem mustuladi hemen zira bizim ailede ikizsel en ufak haber buyuk heyecan kaynagi olabiliyo. pek eglenceli pek sahane okuyun mutlaka..fikir babasina/annesine burdan hediye olarak gobeini gidiklayinca katilan elmo gonderiorz..ki toys-r-uslarda sold-out yani.
ammaaaa..kucukkene pasliyla benim yazdigimiz gunluklerin eline su dokebilir mi-haaaayirrrrrr
ruhumun on yasindaki bebelerle rekabete giren hirsli manyak tarafi hemen bizimkileri bloga koyup pisikkk pisiiik yapmak istedi ne yalan soyliym. ama gunlukler paslida. simdi burdan rica ediorm kendisinden bir iki sayfa scanle de havamizi bulalim kuzusarmam!!! burdan yaziorm cunku normal istesem hayatda yapmaz. daha 3 sene oncenin bodrum resimlerini yollicak.
hadi bakalim el mi yaman bey mi yaman
buse naz'la berk can'a gunluk nasi yazilir gostericez hahahhahahhaha. elmo guluyo valla ben gayet ciddiyim.





Thursday, December 20, 2007

yilbasi programim belli oldu


sana da iyi bayramlar canim

Monday, December 17, 2007

face doubles: larry vs. sumer tilmac


facedoubles serisine tam gaz devam ediorz efem. loonybin nes'eyle sunar:
veggie tales'den larry the cucumber & Sumer Tilmac






Labels: , ,

Friday, December 07, 2007

pasli ma soeur

pasli kendine web sitesi yapti


ahan da burda


cok yetenekli bi insan


bi nevi superztar


hani zekimuren gibi

Labels: ,

Tuesday, November 27, 2007

Agva ve Romantik Spice

3 koca ay birbirimizi gor(e)medikten sonra nolcak bizim bu halimiz ve oh be sonunda yalniz kalabilicez derelerinden kurek ceke ceke Agva’ya vardik. Ulubey ve ben. Evlerimizin arasi arabayla 1, 5 saat, benim hava nasil sence bunu giysem usur muyum topuklularla yuruyebilir miyim, gel ananemle bi cay icelimlerim yarim saat, park etmek yarim saat derken popomuzu bi yere koyana kadar Istanbul’dan tiksincek raddeye gelmistik zira. Ha bi gun de kaybolduk. Oyle kotu kaybolduk daha oyle cok yolumuz vardi ve oyle sikildik ki bi benzinciye cekip cislerimizi yapip simit yiyip cd calari bile olmayan emektar muteaahit arabamiza bi Hande Yener kasedi alip yola devam etmek zorunda kaldik. Ulubey memlekete geleli bi kac gun olmustu daha. “Bak” dedim ona, “bu Turkce elektronik muzik, yeni cikti. “

Agva ilk bakista sorunumuzun pezevengi gibi duruo. Kapidan kapiya 2 saat. Bi gece kalir kafamizi dinleriz diye dusunuyouruz. Bu sefer arabada cd de var kendimizi bir gunluk kacamak yapan modern bi cift zannederek esofmanlarimizla yola koyuluyoruz. Ben yolda gozleme yemek, Sile’den sile bezi elbise almak gibi modern ciftlerin haftasonu kacamaklarinda yaptiklarini dusundugum kirsal aktivitelerin hayalini kuruyorum. Ulubey 3 aydir manitasini gormemis bi karsi cins neyin hayalini kurarsa onun hayalini kuruyo. “Ne dusunuyosun sevgilim?” diyorum (bkz modern ciftler jargonunun en klasik line'i) sportif Spice pozumu takinarak uzattigim Biskremi agzina tikistirirken. Ipucu verilmio.

Agva’nin ne menem bi yer oldugunundan pek haberimiz yok. Rol modelim Oray Egin’in dedigi gibi Amerika’da yasadigim icin kimseden ozur diliycek diilim. Poh. Oysa her zoraki romans destinasyonu gibi buranin da bir kesfedilme hikayesi var biz bilincinde olmasak da. Bizim kendini butik otel zanneden motelde (bkz Turk turizminin bir numarali sorunsali) benim nasildiysa kacirdigim bi dizi cekilmis oyle mesur olmusmus...Bi zamanlar benim de bi hayatim mi varmis ne? Hayret.

Enivey. Biz iki keko uyanana kadar Agva da alternatif destinasyon halini asip mainstream kaderin oyuncagi olmus bittabi. Nasil ki Olympos’daki Kadir’in agac evlerinde bonglu sirt cantali Iskandinav turistler diil klibinin voleybol sahnelerini ceken Dogus ve ipodlarinda Teoman dinleyip abi burda Dogus klip cekmis diye matrak gecen citir kizlar; Bozcaada’nin bagbozumunda esasli yazarlar cizerler diil, guya hic taninmak istemeyen ama Allah’im nolur birileri su bohem pareolu halimi gorse de etrafa anlatsa die sahilde 10 tur atan yonetmen/sovmen manitalari ve onlari tanimazdan gelicem diye catlayan reklamci ve nevi tayfasi cikar karsiniza...Agva’da da kacamak yapan delidolu asiklar diil kacamak yapan deli dolu asiklar numarasi yapan televizyon izleyicileri karsilio bizi. Ben bu duruma son derece bozuluyorm ve en modern cift biziz di mi askiigggmmmm bakislarimla derenin karsi tarafina gecmek icin kurulmus elle cekilen sandala hopluyorum.

Koca sandali icindeki insanlar ve bavullarla bi cocuk cekio. Gayet trendy Adidaslari (bakiniz kicks), baggy kotu ve esofman ustu, kulaginda Ipoduyla boyle Jay-Z ya da en azindan Ceza falan dinliycek bi tipi var cocugun. Halka inmis muhabbetli Posh Spice moduma gecip cocukla sohbete girisiyorum hemen. Adi Mazlum’mus. “On senedir turizm sektorundeyim abla” diyo, “Ha bu kollar ha tas bak dokun istersen.” Ahmet Kaya dinliyomus.
Resepsiyona manasizca New York ve Londra saatleri asilmis.Yani New York marketlerini takip eden bi insanin Agva’daki mikik bungalova gelme ihtimali baya dusuk bana sorarsaniz. Blackberry’sinden falan takip eder isini. Biz oyle yapiyoruz di mi askiiigggmmmm?? Gerci bi keresinde Istanbul’da yasayan bi arkadasim msn’den “New York’da saat su anda kac?” die sormustu. Burda ortaklari varmis da onlari ariycakmis. Saat de gece 3 falandi. Herhalde o kisi takdir ederdi Bir Istanbul Masali Otel’in dusunceliligini, haklarini yemeyeyim.

Saatleri takdir ettigimi anlayan resepsiyonist kiz da en pahali 2 odadan birini secmemiz gerektiginde israr ediyo. Ben hemen oltaya gelip somineli, Turk hamamli ve daha pahali odayi seciyorum. Napicaksam Turk hamamini. 1 gece kalip gidicez anasini satiym. Sanki kese aticaz birbirimize. Ama kendimi zoraki romans havasina kaptirmisim bi kere duramiyorum. “Cok guzel bi secim yaptiniz daha gecen hafta bi cift balayini gecirdi bu odada” dio kiz icimi okumus ve bizden de benzer bi performans bekledigini belirten manidar bi gulusle. Herhalde benim arkadasla kocasi geldi die geciriorm icimden.

Turk hamami bi katastrof cikio elbette. Hamam muslugundan akan ciliz suyla dus yapmak imkansiz ve su yeterince akmadigi icin bi turlu isinmayan hamamimizin buz gibi nemli mermer yerlerine basmaktan midem agriyo. Akli basinda bi insan oldugu icin normal banyolu odayi isteyen ama benim vidividimi cekmemek icin sesini cikarmayan ulubey sabunlu gozlerini araliyip bana manidar bakislar atiyo. Ben masum Baby Spice ayaklarina yatiyorum. Aksam odaya donup ustunde mumlar yanan romantik somine atesini gorunce de yaaaa ben sana demistim bakisi atiyorum hemen. Gerci bi kac saat sonra ates sonup de kaloriferlerin asla yanmayacagi anlasilinca sominenin romantik bi atraksiyon olarak diil gayet isinma amacli odada bulundugunu anlayip kos kos dolapdaki katurkutur yiyim butik otelini battaniyelere sariliyoruz. Tum bunlar ve biz kirita kirita saraplarimizi icerken acik bufede yemek kalmamasi, ustune mutfakta cay da kalmamasi, deluks odamizin guya yan motelden gelen tuvalet kokusuyla isgal olmasi gibi ayrintilara ve benim bitmek bilmeyen itirazlarima ulubey hep bi bu paraya bu servis napican sekerim mantigiyla yaklasio. Ta ki check-out aninda faturayi gorup Agva’da bi geceye New York Gansevoort Hotel parasi odedigimizin farkina varincaya kadar. Eh, saatlerin sirri da aydinlasmis oluyo boylece elbet.

Romans bizim neyimize homur homur bi koseye oturuyoruz. Tam modernlikten eser kalmamis bi cay icelim bari bastirsin pasam vari dogal habitatimiza donmusken masalarin birinden hicbiseyden sikayeti yokmus gibi duran gayet tatminkar, neseli ve kalabalik bi aile kalkiyo. Yaslica, Amerikan standartlarina gore tombis, Turk standartlarina gore baya sisman babalarini sirayla opmeden once bizim yan masaya kondurup bavullari toplamaya odalarina cikiolar. O sirada bizim masaya 2 yerine 1 cay geliyo –neden olmasin- ve ulubey cayi bana uzatip aldirma gozunu seviym gibisinden sigarami yakio. Tombis amca bize dogru donuyo ve “Iste sevgi bu efendim” diyo. Tam “Sevgi diil o, gazimi alio bey amca” diycem tum Scary Spice gucumle ama amca 5 dakka once “gunaydin efendim” dierek optugu zarif karisini “ben sizi opmus muydum efendim?” diyip bi daha operek lafi agzima tikiyo. Sonra geri bize donuyo. Konyali lokantalarinin sahibiymis. Ve daha once gercek bi romantik gormedigimizi anlamanin bilgeligiyle tane tane “Bugune kadar gunes hic ustume dogmadi efendim. Her sabah gun dogmadan kalkar namazimi kilarim. Sukurler olsun karimi da bir gun olsun uzmedim” diyiveriyo.
Dusmus cenelerimizi toparlayip romantik kacamagimizin faturasini odemeye kasaya gidiyoruz. Mazlum’la vedalasip arabamiza biniyoruz. "Nerdeydi bu Konyali?" diyorm. “Kanyon’da var ya hani” dio ulubey, “yarin gideriz istersen.” “Tamam” diorm tum romantikligimle. “Ama metroyla.” Anlasiyoruz.

Labels: , , ,

Monday, November 12, 2007

face doubles: mr burns vs. selim resat

facebook'da fazlaca vakit gecirmekten ve herkesin kendini bi hollywood yildizcigina pervasizca benzetmesinden aldigim gizli hazla karisik sucluluk duygusundan mutevellit ben de bi face doubles by loonybin serisi baslatsam,
hem boylece yuzyillardir yazmadigim icin nasil yazmaya basliycami bilmedigim blogceiz yazilarima da sinsi bi baslangic yapmis olsam ve elde avucda kalan uc bes okurun da hirthirt gobekciklerini kasisam, konu mankeni olarak bay selim resat'i secerek Turk magazin dunyasindan uzaklasmadigimin da sinyalini caksam, acaba koskoca tugrul cetiner'i rezil emellerime alet etmis olur muyum yoksa yok beee ne alakasi var komikmis hem bin kategorisinden yirtabilir miyim? ne dersiniz?

Monday, October 01, 2007

huhuu susuuu ben geldimmmmm


geldim/dondum/new york'dayim/yaziyorum.

Wednesday, April 04, 2007

ilgaz anadolunun sen yuce bir dagisin


mujdemi isterim..alanis olmemis, yasiomusss...
hayir ustune ustluk biz kici kirik manitamizdan ayriliyoruz aylarca yatak dosek, kadin ryan reynolds'dan ayrildi hala feminist sakacilik yapabiliomus..vaayyy beee..simone de beauvoir halt etmis..yasasin girl power pop!!

Monday, April 02, 2007

bunlari biliyor muydunuz?

- golgem onume dustugunde ona bakarak yurumeyi cok sevdigimi, ama vitrinlerdeki ve okul yolundaki postanenin devasa aynasindaki yansimami gormekten zerre haz etmedigimi, lokantalarda karsisinda ayna olan yerlere asla oturmadigimi
- bazi insanlarin otobus ve metroda baskalarinin koltukta biraktigi sicaktan tiksindikleri icin bosalan yere hemen oturamadiklarini ve bu sebeple ayakta kaldiklarini, buna "baskasinin sicagi" dediklerini
- pilates dersimde "roll like a ball" tabir edilen taklamsi hareketi yaparken o suslu puslu kibar kadinlarin develer gibi osurdugunu ve kimsenin bunu garip karsilamadigini ama ber & ben sigara icip derse gelince hocanin "burasi sigara kokuyo ooykkk iyykk" diye igrendigini
- yazin sinemalarda klimayi cok actiklari icin acayip usudugumu ve bu yuzden sinemaya giderken yanimda bi cift yun corap goturdugumu, bunu garip karsiliycaini dusundugum insanlarla sinemaya gitmeye tereddut ettigimi
- aylar once su 60 darbesini anlatan dizinin ilk bi kac bolumunu meraktan izleyip, kucuk cocuklardan erkek olanini ilerde deniz gezmis yapicaklarini dusundugumu ulubey'e ve arkadaslarima soyledigimde herkesin "yok artik cus" diye benle makara gectigini, gecen hafta Turkiye'den gelen misafir kimse dizi ozetlerini verdiginde aynen de boyle oldugunu ilettigim insanlarin gozunde medya uzmani medyum mertebesine yukseldigimi ve LOST yorumlarimin ayri bi deger kazandigini
- bi arkadasimin biri sagir biri saglam kopeklerinden saglam olaninin oldugunu, herkesler "vah vah napicak simdi sagir comarcik, gozu kulagi canyoldasi da gitti" diye hayiflanirken, sagir kopegin bi anda acayip enerjik ve mutlu bi moda gectigini, megersem saglam kopegin sagir olanina gayet itlik yaptiginin ve gizlice itip kaktiginin ortaya ciktigini, benim bu olaydan kendime hic ustume vazife olmayan bi dolu hayat dersi cikardigimi
- hayatta yazmaya ve uzerine konusmaya deicek cok daha acayip, garip & hatta mucizevi anektodlar oldugunu ama benim bunlari yazmaktan o ya da bu sebeple imtina ettigimi o yuzden bu manasiz postla idare etmeniz gerektigini
- hurriyet'in online versiyonunun giderek bi bulvar gazetesine donustugunu, santimetreye dusen ciplak meme ve popo sayisinin inanilmazligindan oturu hurriyet'i, hele de kelebek'i isyerinde acamaz hale geldigimi, bu sebeple Turk magazin dunyasindan epey uzakta kaldigimi
- 4 seneden beri ilk defa butun yazi Turkiye'de gecirecegimi, bunun icin hem cok sevincli hem de ensideli oldugumu
- ne yapicagima karar veremedigim durumlarda "Peanuts Guide to life"dan rastgele bi sayfa acip mumkunse ona gore hareket ettigimi, su anda bakalim ne diycek die kitabi rastgele actigimi ve Linus'in "I've got to stop this business of talking without thinking" sayfasina denk geldigimi
- bu son maddenin Peanuts yontemimle dalga gecen afacanlara kapak olcaini umid ettgimi
- su salisede yemegin hazir oldugunu ve yazmayi burda kesmem gerektigini...

Monday, March 12, 2007

mizmiz fashion week

Atil Kutoglu defilesini anlaticaktim, arada kaynadi. Biseyi “yazicam” diyince yazasim gelmio nedense. Yazilcak makaleler, okuncak kitaplar, gidilicek gym’ler ayni mantikla birikiyo da birikio. Tahtaravellinin obur tarafi da malum iste…Biri bana sigara icme diyince daha da icesim, yapma dendikce yapasim, gitme dendikce gidesim geliyo...Bunun son derece basit ve Freudien bi aciklamasi olduguna eminim elbette. Bi gun omzuma bi kus kondu, babam kov kusu gitsin dedi, kovdum kusu kus oldu, sucluluk duygusu cigerime oturdu falan gibi bisiler iste…
Enivey..Yine bu bana ne bana ne oynamicam iste gunlerimden birinde Z. aradi. “Haftaya Atil Kutoglu defilesi var beraber gidelim” dedi. Normalde uca sicraya katilciim bi aktivite, ayrica gecen seferden annemin aciyip bana verdigi esantiyon ay yildizli yastigim da eskimis, aglak aglak suratima bakio. Kacirilmiycak bi firsat yani. Biliosunuz bu tip defilelerin en muhim tarafi belese verilen hediyeler…Gerisi 20 dakkalik bi otur kalk etrafa bak elbiselere bok at eve gel dedikodu yap’dan ibaret ki benim de o mahsulu ekip de toplicak nasi havam yok nasi anlatamam…

Bi de tabi ne giyilcek mevzusu var…Normal hayatinda eteginden elbisesinden odun vermeyen ben, son bi aydir dizleri ortaokul bebeleri gibi giyilmekten asinmis skinnylerim ve yununden diil harbiden kuzunun derisinden yapildigini ogrendiimden beri bi yandan nefret ettigim bi yandan da bu eksi on derece soguklarda baska bisi isitmadii icin ayagimdan cikarmadiim ugglarimdan baska bisi giymis digilim. Ha bi de pilates dersim olduu gunler okula da esofmanlarla gitme adeti edinmis haldeyim ki ulubey resmen ogle yemegine gitmekten utaniyo benle..Ben bu hallerdeyken Z. bi de “cok sik olmak gerek” diince bende iice salterler iniyo tabii. Yani %80 geyik yaptiini biliyorum, cok sik falan olmak gerekmiyo elbet ama, bi zahmet ustume ceki duzen vermem gerektigi de ortada. “ay ben gelmiim o zaman zaten sana iyi bi kavalye olamicam oole hopbidi yapicak havada diilim” diyorum. “gel” diyo Z. “peki” diyorum. Bi suursuzluk aninda kredi kartimi maxlayarak aldiim Diane Von Furstenberg beyazli mavili “gunduz” elbisem dolaptan “noolurbeni giy beni giy sikildim bu H&Mlerin yaninda konuscak hicbiseyimiz yok” yapiyo, Ber de “sakin ha o kotu giyim deme” diince durumun sandiimdan vahim olduunu anliyorum ve caresiz elbisemi giyip taksiye atliyorum.

Hava cok ama cok ama cok soguk. Taksiden inip kosa kosa New York Fashion Week’in yapildigi Bryant Park cadirlarindan iceri kendimizi atiyoruz. Icerisi de cok ama cok sicak. Ustumuze ustumuze iyrenc bi sicak hava ufluyo, bayilmak uzereyiz. Bi de gec kalmisiz biraz, simdiden icerde uzun bi kuyruk olusmus bile…kuyruk boyunca da sinsi bi kaos hakim cunku bu olaylarda davetiyeniz olmasi yetmiyo, bi de davetiye gelince arayip rezervasyon yaptirmaniz lazim. Ama o bile oturmaniz icin garanti diil, cunku davetiyeler de ayakta ve oturmali olarak ayriliyo kim oldugunuza gore. Oturanlar arasinda da baba bi hiyerarsi mevcut. En onde oturanlar en bi prestijliler, bi de iste industry’den insanlar. Onlar hem modacinin hem de sponsorlarin verdigi hediyelerle dolu koca bi torba aliyolar. Ikinci sirada oturanlar sadece modacinin hediyesiyle yetinmek durumundalar. Ucuncu siraya o da yok genelde..Geri kalanlar da ayakta dis gibi diziliyo ki hele bi de o kadar yol tepip yarim saat sira bekledikten sonra topuklularla falan olucak sey diil bence…Enivey..Z.den mutevellit ben de oturcaklar kategorisine yukseliyorum. Listede adlar bulunuyo, son derece kendine guvenliyiz…Masadaki kiz “bu taraftan lutfen” diyo ve hooopppp, bi anda ayakta durcaklar kisminin bekleme sirasinda buluyoruz kendimizi. Isin kotusu durumun bi tek ben farkindayim, “nasi solicem lan bunlara bozulcaklar” die dusunuyorum…hakkaten de bozulunuyo…hemen ayaktakilerle oturcaklarin bi mukayesesi yapilio cabucak icten ice ve “bi hata olmali” havasi hakim oluyo ortama…Yanimizda gazeteci bi kiz var o da “bunu yazmaliyim” tadinda..Ben zerre gocunmuyorum cunku zaten benim orda bulunmam bi hatadan ibaret..Ayagimda da flatlerim var, oole fashion TV izler gibi etrafa bakiniyorum gek gek.
Sonra harbiden bi yanlislik oldugu ortaya cikiyo ve yerlerimize dogru harekete geciyoruz…Tabi ki isin dogasi geregi ayakta kalan insanlari artik zerre kadar umursamiyoruz..Yerimiz 2. sirada. Dolayisiyla bilumum gereksiz sac kremi, sampuan ve nevi beles mamullerden sebeplenemiyoruz. Zarflarimizdan birer tane Atil Kutoglu esarp cikiyo. Ben benimkini ananeme vermeye karar veriyorum. Bayilir boyle yurt disinda basarili Turk protitipine zira…Tarkan, Fazil Say, Tan Sagturk falan “oglum”dur onun icin laf ettirmez, fena yapar.
Enivey…Sonra iste kimler gelmis kimler taramasina giriliyo tabi…Ben bizimkilere Tyra Banks’in America’s Next Top Model yarismasindaki juri uyesi ve nadir yakisikli Hintli insanlardan Nigel’i gosteriyorm onlar da bana Turk sosyetesinin zaarif uyelerini. Hayretler icinde Turklerin hicbirini tanimadigimi farkediyorum, bi sasiriyorum. Sonra bi bakiyorum hepsi ameliyatdan yeni cikip gelmis gibi, yuzler gozler bi sis, bi botoxdan simdi ciktim sekerim durumu hakim, heralde o yuzden taniyamadim die avunuyorum…
Sonra defile basliyo…Eli yuzu duzgun kiliklar var ama oyle aman aman hicbiyerde bulamayacaginiz muhtesem orjinal bisiler de yok…Mesela gecen ayki Vogue'da gordugum London Fashion Week’deki Erdem Moralioglu koleksiyonu gibi “fresh” bi his uyandirmiyo bende. Ama bi tane acayip orjinal bi elbise vardi mesela: boyle elbisenin bi kolunu deli gomlegi gibi yapmis, kol kirilir yen icerde kalir hesabi…resmini bulamadim ama ayni ortaokulda omzum kirildiginda bana yaptiklari butun govdemi kaplayan alci gibi, belki moda experleri cok fashion forward bulmuslardir bilmiyorum, bana bi fenalar geliyo… Bi kadifeler var herkes cok begeniyo, bi kac elbiseye ay bunun aynisi surda burda var falan diye burun kiviriyo insanlar…Mixed reviews anlicainiz…Ama Atil Kutoglu selam vermeye cikinca da herkesi bi vay be gururu kapliyo ister istemez…Herkesin bi suru kere soyledii ve benim de bi kere kisacik tanisip tanik oldugum gibi son derece mutevazi, hazimli bi havasi var bu adamin. O yuzden tipik Turk gazlarinin otesinde de ay insallah cok basarili olur tututu masallah duygulari kabario iclerde. New York Fashion Week sonucta, boru diil. Boyle boyle derken yarim saat icinde falan da hersey bitio zaten…Ben Z’ye tesekkur ediyorum ve direkman evime yollaniyorum. Bi 5 saati DVD karsisinda uyuklayarak gecirdiktan sonra da gerisin geri dizleri asinmis kotumu giyip B.’nin dogumgunu partisine yollaniyorum. “Nasildi defile” diyo B. “eh iste” diyorum nankorce. “Bu aralar da seni hicbisey heycanladirmio” dio B. “evet biraz oole” diyip oturcak bi yer bulmanin onemini kavramis bi insan olarak kosedeki divana konuslaniyorum ve butun gece yerimden kalkmiyorum. Ne olur ne olmaz...

Sunday, March 04, 2007

occam's razor & ince hastalik

Sanirim yanlislikla olumcul bi hastaliga tutuldum. Durdugum yerde soguk soguk terliyorum. Kendimi baya kotu hisediyorum. Ev sicak heralde die camlari aciyorum, o zaman da usuyorum. Cozumu olmayan bi muammadir zaten bu: sicak olunca sicakliyorum, soguk olunca usuyorum..Bi turlu sevdigim bi mevsim bulamiyorum bu yuzden. Zira biliyosunuz komite karariyla baharlar tedavulden kalkali cok oluyor. Al Gore’dan umitliydim bi ara, politik aktivizmi mesaj kaygili tshirt satin almaktan ibaret olan her tuketim kolesi gibi gittim Marc Jacobs’dan “kurtar bizi Al” t-shirtu bile aldim ama nafile..Oscar’a giderken heycandan elektrikleri acik unutmus adam biliosunuz..Bosuna yanmis durmus tabi..Simdi gel de bunu cumhuriyetci bloggerlara anlat…Yandi gulum keten helva…
Bu soguk soguk terleme olayini Koreli manikurcu kizin ahinin tutmasina da baglamiyo diilim aslinda. Her manikure gittiimde beni sadik musterisi belleyip ustume atlayan bi kiz var. Kizcagizin elleri her daim terli ve bu beni igrendiriyo. Kiza manikurumu sana yaptirmak istemiyorum cunku midemi bulandiriyosun dicek kadar da cesur diilim. Gecen hafta eldiven takmadan kofte veren kasaba bisi dicek oldum, aldim agzimin payini zira. bi daha o ukala upper east side karisi nolcak bakislarina maruz kalamiycam, o yuzden Koreli kizin vicik vicik ellerine maruz kaliyorum mecburen...ben boyle yapmacik sinifsal sucluluk duygulari icinde kivranir dururken P. ortalama bi manikurcunun kendisinin 2 kati para kazandigini 40. kere soyleyerek beni ruyalardan uyandiriyo. Kahvemi aldigim yerdeki kasiyer kiz da gunde en az 300-400 dolar bahsis aldiini soylemisti gecenlerde. Oyleyse ben neden bu elem hastaligin pencesindeyim biri soyler mi lutfen?
Gecen hafta sirf tembellikten dersi astigim ve acayip hastayim hocam gelemicem yalanini siktiim icin basima geliyo olabilir mi bu is? Al bakalim simdi cidden hastasin ve ***e ***e kozcusun…kazigi atiyo olabilir mi karma dede?? Hani butun devamsizlik kotanizi doldurmussunuzdur da son bi hayvanlikla hocam dedem vefaat etti falan die major bi yalan sikarsiniz…Sonra kivranir durursunuz lan ya cidden olurse falan die…
Bu kadar komplike ya da spiritual olmayabilir tabi isler..Occam’s razor die bisi var bu hayatta..Yani all things being equal, en basit aciklamanin genelde dogru olan olmasi durumu…Hani Sex & the City’in bi bolumu vardi…he’s not that into you die..o hesap iste…Sen ne kadar analiz edersen et, ne kadar coffee shop koselerinde mizlanirsan mizlan ve ne kadar birbirini gaza getirirsen getir, bi adamin/kadinin seni aramamis olmasinin en basit sebebi seni begenmemis olmasidir..nokta. Bu en basit ve dolayisiyla da en gecerli sebeptir.
Bi cenazeye gittim..herkes cok uzgun..herkes uzgun olmakta cok hakli..herkesin kafasindan muhtemelen ayni sey gecio: nie oldu?..boyle de olunur mu? keske olmeseydi…sonra biri cikti dedi ki evet cok haklisiniz ama ‘stuff happens”...Evet, boyle iste: “stuff happens”. Ben bi once soka girdim, sonra dusundum evet occam’s razor..esittir stuff happens..
Yanlislikla yakalandigim ince hastaliga niye yakalandigima cok da kafa yormamaya karar verdim o zaman…Bi yerden soguk falan kaptim heralde..Koca koca adamlar oluyo baksana, koca koca film artizlerini geri aramio adamlar, ben hasta olmusum kac yazar? dedim kendi kendime..E oyle olunca bakmadim sonra noktalama isaretlerine falan...anlayan anlar nasi olsa..

Tuesday, February 27, 2007

aman efendim kimler gelmis kimler

Gecen ay dostlar alisveriste gorsun usulu yazdigim postlari saymazsak yuzyillardir yazmamisim…alistira alistira baslayalim o halde..ki zira resmen unutmusum nasi yaziliodu bu yazilar...bi yabancilik, bi kuyrugu totoya sikistirip gitme istegi hakim..vakvaklarim pek bi urkek anliycainiz…bu bakimdan bakin size ne yaptim..resimler slaytlar hepsi sizin icin biriciklerim kikirciklerim..maksat musteriyi geri cekmek…beni yine sevin beni yine sevin beni yine sevin..hahahaha...pasli kuzum yapti butun bu sahaserleri bu arada..akraba tarifesinden..aferim di mi?? enivey…ne yaptim bunca zamandir nokta atislarla baslayalim:

  • Ilgilenen kucuk bi kitle icin ve resmi bi bahane olmasi acisindan: tum yeterlilik sinavlarimi verdim ve sittin senedir kisik ateste pisirdigim dersleri bitirme kivamina getirdim..
  • Psikolocik bi bahane olmasi darisindan: seytanlarimla savastim durdum…hahaha direk ceviri kurbani oldu bu laf..turkcesi pek bi goth metal kiz kokuyomus..ama edit yok bu postda..edit etmeye baslarsam vazgecip yazamicam cunku…kissadan hissesi bi manik bi depresif bi yanar bi doner yasadim durdum iste…bu esnada da ne “sanal” ne “gercek” dunyaya alisik oldugum olcude kuyruk sallayamadim
  • Duygu somurusu olmasi acisindan: yabanci bi memlekette yasamak ne demekmis ama ne bicim anladim en sonunda. Sen istediin kadar blogla, youtubela, msnle, yabanci bi memlekette yasamak kardesinle, en yakin arkadasinla, annenle mesela bi kelime konusmadan aylar gecirebilmesi insanin ve bu durumun gunluk hayatini hicbi sekilde etkilememesi demekmis. Orda ne olursa olsun sabah ise gitmenin, oglen yemege cikmanin, kopekler gibi didinmenin, deliler gibi eglenme(me)nin, aksam eve gelmenin, sabah yine kalkmanin veya iste “rutinin" hicbisekilde etkilenmemesi, etkilenememesi demekmis. Vay be benim hayatim buymus.
  • Yalakalik olmasi acisindan: dustuysek de olmedik canim. Maillerinizi, mesajlarinizi, hatta sahane bi suprizle postadan cikan el yazisiyla yazilmis mektuplarinizi okuyup sevindim. cok. Garip bi sucluluk duygusuyla su isi de bitiriym loonybin’e yazmam lazim die die kendimi yedim bitirdim..yazmadim…
  • Ulubey yasiyo mu die sorulma ihtimali acisindan: tum bu hayata donme operasyonunu kutlamak amaciyla ulubey bana kainatin en guzel Ipod’unu aldi ve beni dunya yuzunde Ipod’u olmayan tek insan olma kabusundan kurtardi. Hemen yukleme islemlerimi yaptim ve en Manhattan’da Ipod’uyla yuruyen cool kiz kiyafetimi giyip kendimi sokaga attim. Ulubey cok havalisin dedi. Oyleyim di mi dedim, play’a bastim ve Muslum Gurses calmaya basladi. Bi yandan boyumun olcusunu alir bi yandan halime gulerken klasik bi loony bin enstanesi oldu bu die dusundum icimden ve aksam eve gelip yazmaya basladim:)

    P.S.haftasonu atil kutoglu defilesi anilarimla geri donuciim. Canim catir catir dedikodu yapmak istiyo haberiniz olsun..

Friday, January 19, 2007


Ugur Mumcu yan sokagimizda otururdu. Bomba patladiginda evde tek basima oldugumu, her yerin buyuk bir deprem olmuscasina sarsildigini, ve ne kadar korktugumu hatirliyorum...Bugun Turkiye'den binlerce kilometre uzaktayim. Degisen hicbisey yok...

Thursday, January 18, 2007

all work no play

Haftaya cuma yine buyuk sinav var..Bi yandan festival programi yapilcak..Bu sebepten yazamiyorum diycem ama...direk yalan olucak.. Cunku ne sinava calisiyorum ne festivale calisiyorum ne de baska olup bitenleri elim degip yazabiliyorum..Halbuki kayak maceralarimi, omru hayatimda ilk kez sahit oldugum Amerikan dugununu, pilates cirpinmalarimi, ananemin Yekta Gungor Ozden'le dramatik tanisma oykusunu, ulubey'e neden artik ulubey degil de nic dedigimi falan yazicaktim...simdi bana en azindan su sinav bitene kadar uzatma verin nolur diycem ama artik zaten kendi kendime konustuguma ve burayi okumaktan coktan vazgectiginize dair suphelerim de yok degil...
enivey..Gecen Pazar Radikal 2'ye bisiler yazdim..Onu okusaniz yerini tutar mi acaba?? Ustelik konumuz da bloglarin etinden sutunden kilindan tuyunden nasil faideleniciimiz...Yazida atifda bulundugum Fulya Apaydin'in yazisina burdan, bloguna da burdan ulasabilirsiniz..
ah, ah..isin butun sihri de iste burda ya zaten...
kalin kuzular saglicakla

Sunday, January 07, 2007

same shit new year


butun sene maraton tadinda deli danalar gibi kosturarak gecti...madalyayi birak baktim bi gazoz kapagi ilistiren yok boynumuza ben de kendi odulumu kendim verdim kisa bi tatile gittim..simdi, simdiden de cabuk maratona geri donmem gerekiyo..ama ondan once kayak tatili maceralarimla karsinizda oliciiimmm..tarihlere 2007 yazmaya alisir alismaz..ha bugun ha yarin..bekleyin beni kuzusarmalari..ozledim loonybin'i pek..

Friday, December 15, 2006

Depresif Xmas halleri-ripped by Hasim


Tereyagli Danimarka kukisi ve ripped by Hasim Turk dizilerinden kenar susu yaptigim son derece depresif bi haftasonu gecirdim. Persembe aksamindan ulubeyle kuserek altyapiyi da saglam kurmustum zaten. Deadline’lar da kapida kuyruk olmus, depresif ruh halinin en bi sevdigi mevsim. “Cok isim var ama yapamam ki mutsuzum ben” mevsimi..parcali bulutlu bahane yagmurlu…ayriyetten bi de zoraki Christmas heyecanlarinin getirdigi yapmacik turist dalgasi var orta Amerika’nin bagrindan kopup department store’larin yilbasi vitrinlerinin onunde uzun kuyruklar olusturan...Anladiniz iste..Ortam super musait...Yalniz Cuma aksami bi partiye gitmem lazim, o isi bozuyo biraz. Partiyi de ben sahsen kendim organize etmisim super sevdigimiz bi insana farewell partisi, gitmemek bi opsiyon diil…Neyse dedim daha onumde koca bi haftasonu var bilgisayar karsisinda homur homur youtube’lanmak icin, giyinip –suslenmeyip- partinin supriz elementlerini toparlamak uzere baloncuya gittim. Helyumdu, konfetiydi derken moralim duzeldi biraz. Sonra parti mekanina vardim. Boyle eski bi garaji lokantamsiya cevirmisler, fena diil. Ama manager adam hemen sarladi neymis efendim balonlar atmosferlerine uymuyomus…Ulan balon dediin ici sisirilmis mutluluk yalani, bizzat Amerika’nin atmosferine uyuyo, sen tepeye bi avize astin 2 de kirmizi kadife koltuk aparttin diye ne havaya giriosun acaba? Enivey, parti kazasiz belasiz atlatiliyo, supriz gercekten supriz oluyo…Icim rahat depresyonuma geri donebilirim.

Cumartesi gununu ders calisicam ayagina kukilerimle basbasa son 6 aydir ihmal ettigim Turk dizilerine adayarak geciriyorum. Avrupa Yakasi igrenc olmustur kesin yeni haliyle die umaraktan aciyorum bi bolum..Sonra Burhan abi o yeni kiz Makbule’ye “eee Makbule ne dedikodular var bakalim anlat biraz” falan diyo, Makbule de “nolsun valla yan apartmanda 12 numara nobel almis” gibi bisi diyo ve ben kopuyorum. Hahhahahhhahahhahaha. Boyle olmiycak, hemen depresif bi dizi bulmam lazim, herkes anlatip duruyo madem- su 1001 gece olayina giriyorum. Gercekten son derece gergin bi ortam var. Kiza hayat sillesini vurmus kiz cok gergin, adamin kadinlara guveni yok o da hakli olarak gergin, koca holdingi 2 kici kirik mimar 2 kirli sakalli adam yonetiyo is ortami da mecbur gergin..bunlari yemediyseniz dert etmeyin kendinizi muzige birakin..fondaki Turk marsi ne zaman gerilmeniz gerektiginizi haber verio zira..puffffffffffffffff…Adamin 300 binle piyasayi canlandirdigi yerde birakiyorum diziyi.. Zaten baska bolum de yokmus…Hasimcim yeni bolumu de rip eder nasi olsa ama...

Son bi aydir cok moral bozucu oldugu icin bitiremediim kitabimi aliyorum elime sonra: gun bu gundur diyerekten. Kitap kisaca salak gibi devamli daha guzel bi gelecek hayal ettigimizi, halbuki gelecegin hic bi zaman umdugumuz kadar sahane olmiycaini son derece bilimsel bi sekilde kanitliyo. Biraz googleyim diorm olayi-oha! Nil Karaibrahimgil de ayni kitabi okuyomus…Yoksa ben depresyonda diilim de felsefeye merak sarmis, pek bi guzel sacli purpop nese ozgur bi kiz miyim? Hmmm...Ben bunlari dusunurken kapi calio, ulubey gelmis yilbasinda gidilcek kayak tatilimizde kullanilmak uzere cesitli aksesuarlar almis bana…Barissam mi acaba? Yok yok daha hirsiz polis'in yeni bolumlerinde neler olmus ona bakmam lazim…

Pazar gunu, 3 ogun kuki yemekten karnim agriyarak ve depresyondan biraz baymis olarak uyaniyorum…Deadline’a da 24 saat kalmis, artik bahane uydurcak noktayi baya bi gecmisim, ustune bi tane daha Avrupa Yakasi cakiyorum…Ve elimde olmadan neseleniyorum…Sonra benim ders calistigimi sanan ulubey halime acimis bu sefer de gercek yemekler almis geliyo…Sonra bi tane daha guzel bisi oluyo, saat geceyarisi olmadan barisiyoruz…Sevgiliyle barismanin en guzel tarafi –tamam ikincisi- kus oldugunuz zaman boyunca yaptiklarinizi anlatip catch-up etmek bana sorarsaniz..Ben de ulubeye bi cirpida 1001 gecenin ozetini geciyorum, sonra “hirsiz polis'deki kiz eroinman olmus beraber izleyelim mi?” diyorum. Ulubey de 'yok ben izlemem sen geneleve dusunce haber verirsin” dio, depresyonum gecio...

Haftanin geri kalaninda paperlarimi teslim ediyorum, sumuklu Amerikan bebelerini ittirip Macys’in dugmeye basinca aslanlarin kukredigi vitrinlerinde egleniyorum, Bryant Park’daki yeni paten pistinde kayanlari izleyip Noel dukkanlarinda geziniyorum ve The Office’in xmas special bolumlerini izleyip ister istemez yapmacik Christmas nesesine ben de kendimi kaptiriyorum.
Sonra da bi bakiyorum yine Cuma olmus zaten..Hmmm, bu haftasonu ne yapsam acaba????

Sunday, November 26, 2006

internetin faydalari

Amerikaya geldim geleli ilk kez Sukran Gunu’nu kutladigim, visne soslu hindi bile yiyip asimilasyonun dibine vurdugum, bu esnada bi arkadasimin obur arkadasima (bknz: insan insana bunu yapar mi?) dizlerinin ustune cokup evlenme teklif edisine sahit olup askin safligina evliligin mumkunatligina falan inaniverip sevindigim, Horon havalarina el cirparak eslik ettigim, Gugghenheim uyelik kartimi kullanip belese sergi izlemeye gittigim bi haftasonu gecirdim. Tum bunlari hayatimda ilk kez yaptim. Ama bunlari anlatmak istemiyo canim. Bugun, musadenizle internetin faydalari ustune yazmak istiyorum. Ayni konulu odevleri icin googlelama harekatina girismis ve bu sayfaya ulasmis genc dimaglardan simdiden ozur diliyorum. Kuvvetle muhtemel aradiklari materyali bu yazida bulamicaklar cunku.
Evet ne diyoduk, internetin faydalari..Gunumuz global dunyasinda, (bak hala burda oylanaiyo git odevini yap cocugum he-he-he)
Tamam, tamam yaziyorum..Loonybin kulunuz ciddi ciddi oturdu dusundu ve internetin faydalarini 3 gruba ayirdi, buna internetle iliskimizin 3 asamasi da diyebiliriz:
1) Giris asamasi/pasif-agresif evre: email bakilir, gazete okunur, sarki/film indirilir, porno izlenir, alisveris yapilir, fatura odenir, gece yarisi pide/tampon istenir, odev/arastirma yapilir, msnden sohbet edilir vs..vs..Bu ilk gruptaki faydalar daha ziyade normal akisinda giden hayati kolaylastiran ama insanin kisiliginde herhangi bir alterasyona sebep olmayan masum faydalardir. Disardaki hayat tum hiziyla devam etmekte, internet lazim oldugu veya bos vaktiniz oldugu durumlarda hayatiniza yandan yandan el cirpmaktadir.
2) Gelisme Asamasi/aktif evre: bu asamada kisi tercih veya sosyal oryantasyonuna gore bi level atlayacak, prensesi kurtarmaya bi adim daha yaklasacaktir. Ilk devredeki tum aktivitelerin uzerine konmak uzre, sozlukte yazar olma, facebook, yonja, 80630, hi-5 gibi sitelerde cirit atma, blog yazma, my space sayfasi yapma, youtube muptelasi olma, potansiyel manitalarin ve arkadaslarin ilk is msn’sini, google talk’unu artik ne haltsa alip muhabbeti ilerletme, rssleme, photoshoplu resimleri profile yerlestirme gibi aktiviteler bu asamaya girer. Bu noktada internetin bir numarali faydasi size yeni bi hayat icad etmis olmaktir. Artik internet calmakta, siz oynamaktasinizdir. Hayirli olsun…
3) Sonuc asamasi/aktivist evre: bu asamada artik oyunun butun cheat’lerini ogrendiniz, prensesi kurtarmak icin zartuturi2310 control shift yapmaniz yeterli… Sabah uyanir uyanmaz bilgisayarinizi aciyo, ilk is 20 tane blog okuyo, 10 tanesine comment yazio, cogu zaman bilgisayarin basinda sabahliosunuz, sigara/kahve/diet kola tuketiminiz gozle gorulur oranda artti, away oldugunuz zamanin %80inde away falan diilsiniz, sizi bloklayan veya delete edenleri kesfetmenin yontemlerini kesfettiniz, ayni anda 2 msn kullanio olmaniz muhtemel…bilgisayara kamera taktiniz, myspace’de 2500 arkadasiniz var, bi dolu insanla flort ettiniz, yuzunu bile gormediginiz 5. sinif DJ cocugun ya da yataktan yeni kalkmis masum/seksi resimlerini requiem for a dream alintilaryla susleyen sarisin hatunun hayatinizin aski olduguna kani oldunuz. Copy paste’in krali sizsiniz, google scholar’dan bulamayacaginiz essay yok, you tube’a son klip denemelerinizi post ettiniz…ornekleri uzatmicam daha fazla..bu asamada kisaca, internetin bir numarali faydasi hayatinizi surdurmenizi saglamaktir..zira internet calmadan diil oynamaniz, cay almaya kalkmaniz mumkun gozukmuyo…gecmis olsun…
Peki, bu asamadan sonra internetin bize bi faydasi olmasi mumkun mudur? Bi portre cizdiniz, alladiniz pulladiniz, kendi capinizda bi imzasiniz artik, ee gun geldi online kisiliginizi sokaga cikarmaya karar verdiniz..Sivilceleri pudraladiniz, en guzel Ottoman Empire tshirtunuzu giydiniz, sarisin kizla ya da DJ cocukla bulusaksiniz..Peki ya “away” olmak isterseniz bulusmanin ortasinda, ya hayatinizin aski da sizin kadar sisko ya da sikiciysa, peki ya online popularitenizi, fashionista imajinizi gercek dunyada nasi koruycaksiniz? Internetin gercek dunyaya tasinicak faydalari var midir, yoksa bizi yari yolda mi birakicaktir????
Dertlenmeyesin ey sevgili okuyucu, internet dede burda da yardimina kosucaktir zira..Yeni acilan 2 site hayatinizi kurtaricak:iyi dinleyin:
Bulusmadan once popularity dialer’a giriosunuz.Aranmak istediginiz tarihi, saati ve duymak istediginiz mesaji seciyosunuz: 4 tane seceneginiz var: online mudavilinizden yakayi kurtarmak mi istiyosunuz, yok olucak is diil, kimyaniz tutmadi, “boss call”u seciyosunuz. Tam ayarladiginiz zamanda telefonunuz calio, karsida patronunuz, acil bi is icin sizi ofise cagiriyo, hemen evet hemen gelmeniz lazim…Veya ogrencisiniz, ‘the cousin in need” secenegini aliyosunuz: kuzeniniz ario..size acilen ihtiyaci var..basi dertte..cok pardon ya, kalkmaniz lazim…
Diger bi ihtimal: online muddaviliniz tash gibi cikti, telefonu susmuo…bi populerlik, bi havalar, bi afralar..”popularity call”u seciosunuz…tercihinize gore gayet heveskar bi kiz ya da oglan sesi israrla sizi bi yerlere cagiriyo, bu aksam napiosundan basliyip, yarin brunch yapalim’miya varan bi seride israr edip duruo…evet sizin de bi hayatiniz var, siz de populersiniz, programiniz var, is mi yani??? Son seceneginiz de “affirmation call”…artik isin cilkini cikarmak istiyosunuz, manitayi deli kiskandirmaniz icab edio…Karsida bi oglan sesi..”sen” dio, “sen var ya sen, su dunyadaki en sahane, en cool insansin, senden alasi yok, olmadi olmicak...” Aaa yok canim, oole mi sahiden, cok saol ya ne sekersin..telefonu sahte bi mutevazi havayla kapiosunuz…
2. sitemiz genc kizlarimiza has…Online mudaviliniz pek bi havali, pek bi yuzeylerde balik…ne giydin, ne cikardin cok merakli..ya da oole bi hava yarattiniz ki online deryalarda sizi Sienna Miller saniyo..O zaman iste genc bagyanlar, bag borrow’a giriosunuz…Ufak bi uyelik ucreti ve aylik $175 dolara varan bi meblagi odedikten sonra, sectiginiz designer cantayi ya da mucevheri istediginiz sureyle elinize, kolunuza, boynunuza takip fink atiosunuz…Louis Vuitton mu dediniz, Balenciaga mi, Vera Wang kolye mi, secmesi size kalmis…
Yaaa, boole iste…Internet adami asla yari yolda birakmaz ey okuyucu…cekinmeyin dibine vurun, gozleriniz kan canagi,elleriniz genc romatizmasi olsun varsin…Gunu gelip sokaga cikma vaktiniz geldiginde zira, internet dede tutar elinizden, gule oynaya bakin keyfinize.
Bi de son bi tavsiyem olucak, hala suphe eden, yok anacim internetin adamakilli bi faydasi yok diyenlere: suraya tikliosunuz, internetin faydalarini fenomen seviyesinde tadiosunuz…hadi bakalim kolay gelsin…

Wednesday, November 15, 2006

satirbaslari

Evet haklisiniz festival gecti, halloween gecti o gecti bu gecti ben yazmadim. Bi de ustune yok hayat her zaman durup yazilmayi beklemezmis de, mesgulmusum de, bi havalar bisiler…Oysa simdi dondum bi baktim da yazmadin da noldulanicaklara vericek adamakilli bi cevabim yokmus...Enivey...Satirbaslarimiza goz atalim:

1) Bunca yildir sacmasapan alerjilerle, kocaman klipslerle, her gorenin sordugu garip gurup deliksiz kulaga delikli kupe takma aparatlarimla iskence cektirdigim kulaklarim; Avenue A ile 4. sokagin ve punkla pirlantanin kesisme noktasinda, omzunda posusu ve suratindaki envai cesit deliklerle insanda garip bi isinin ehli guveni uyandiran Jeff’in sisko sosis parmaklarina teslim olup delindiler…Once bi Tori Amos, Rod Stewart, Sarah Michelle Gellar ve en cok da Tim Roth’lu “deldigimiz unluler” kataloguyla gozum boyandi, sonra her zamanki “pahali-demek ki iyi” tuzagina dustum, sonra da zavalli B. elimi tutup acimiycak acimiycak yaparken, bi baktim delinivermis Jeff’in cumhuriyetci yorumlarina inanamayan stereotype dizginli siyaset bilimci kulaklarim… ustelik hic de acimiomus, bosuna korkmusum senelerdir…
2) Festivalin kapanisi icin yaptigim afilli partiyle New York club dunyasina ilk profesyonel adimlarimi atmis oldum. Malum festival Turk isi, Turkce “parcalar” calmak mecburiyetten. Partiden once Dj kismiyla Turk pop muziginin nadide orneklerinin ustunden gecilcek, bu buraya, su suraya copy paste planlamasi yapilcak…biraz da utana sikila…Ya adam ben bunlari calmam kardesim bu ne boyle derse, ya cool’umuz kacarsa…A. binbir tehditle dayamis elime Serdar Ortaclari falan..ben diyorum caldirmam, o diyo ben anlamam calicaksin…Aaaa sonra bi baktim bizim hiphopcu zenci DJ bi yanda, euro-houseci DJ obur bi yanda, oooo bu awesome, yoooo bu coollar, cdleri kopyalayabilir miyizler, ben bunu her gece calarim abicimler…Valla New York gece aleminde bi Cakkidi modasi baslatmis bulunuyorum..Kenan Dogulu’dan komisyon mu istesem napsam ben de sasirdim…
3) Sabah olmus saat 5, yorgun bitap yataga girdim. Bi baktim ulubey remin dibine vurmus, zangir zangir titriyo. Once dedim ellemiyim cocuk “guzel” bi ruya goruyo herhal..Sonra baktim olucak gibi diil bizimkinin titremesi bitmio, soole bi hafifce durttum dedim iyi misin..ulubey uykusunun icinden “kopek isiriyo” diye cevap verdi. Dedim o zaman al bi sopa eline, yere vur gitsin kopek..ne de olsa ruya senin produksiyon senin..”otobusteyim” dedi ulubey. Tabii toplu tasima araclarinda sopa nadir bi olay. Hani lise servisinde falan olsan sofor abinin bi zulasi olur ama…O zaman uyandirdim ulubeyi…Soyle azicik acti gozlerini, “saol” dedi, “kopek isiriyodu uyanamiyodum.” Kuzum benim…
4) Butun yaz cilvelesip durdu Lance Armstrongla Matthew Mcchaugney…Plajlarda ellerde frizbiler, kollarda kizlar, basbasa joggingler, uste basta bi gomlek bile yok yari ciplak bi kankalik bi kankalik sormayin gitsin…Matthew “livestrong” diomus Lance’e, Lance de buna “Texan Budha” diyomus..Oha..Go get a room kardesim…Bi yandan da saglam hetero ikisi de..Mana verilemiyo bi turlu olan bitene…Sonra bi kac hafta once bizimkiler Dubai colunde hafiften kafayi siyirmaya baslayan Yiit’i ziyarete gittiler…Yiit bi sevin sen bi sevin, yok efendim havaalanina genc kiz gibi kalbi pir pir gitmis, yok evi civilcivilmis, yok sabah “o sikisiklikta” hic olmadigi kadar dinc kalkiomus..Yok portakal sulari, yok colde gezintiler, bi de hafif freaky uyurken masum resimlerini cekmeler cocuklarin…bi dostluk bi ask sormayin gitsin yani…Diorm kendi kendime noluo bu erkek milletine, yeni bi trend mi basliyo noluyo…Sonra bi baktim meger bi adi varmis bu muhabbetin: bro-mance diolarmis. Broher arti romance manasina…Hahhahahahahaha. Isim koyunca bi rahatladim, insan bilinmeyenden korkuyo ne de olsa..

Boole iste...